Yayınlar

Kurucunun Kaleminden

Sudan Notlar

Bunlar ders değil. Bir eğitmenin, kurucunun — gerçek dalışlardan, gerçek sulardan taşıdığı notlar.

Taylan Kırali · Rubelis Kurucu

  1. · 3 dk okuma

    Kamerasız Bir Dalış

    Pazar günü Sivriada’da, kamerayı bilerek tekneye bıraktım. Bir öğrencim için bu, sandığımdan çok daha fazlasını değiştirdi.

    ÖnizleÖnizlemeyi kapat

    Pazar günü, Sivriada'ya giden teknede dört tanıtım dalışı öğrencim vardı. Aralarında biri, suyun altına inmekten hâlâ ciddi anlamda korkan ama buna rağmen her hafta sonu geri gelen biriydi. Üçüncü denemesiydi bu. Ve her seferinde, dalıştan önce sorduğu tek soru aynıydı:

    "Hocam, videomu çekeceksiniz değil mi? Fotoğraflarımı alacaksınız değil mi?"

    Suyun altına inmeden önce bile, aklı zaten oradan çıkmıştı — nasıl göründüğüne, kimin göreceğine, hangi kareyle paylaşacağına. Dalış henüz başlamamışken, dalış zaten bir başkasına aitti.

    Devamını oku
    Devamını oku
  2. · 6 dk okuma

    Durumsal Farkındalık: Bir Dalgıcı Gerçekten Güvenli Yapan Şey

    Bir dalgıcı gerçekten güvenli yapan şey, yalnızca beceriyi doğru yapabilmesi değil; o anda kendi bedeninde ve çevresinde neler olup bittiğini fark edebilmesidir.

    ÖnizleÖnizlemeyi kapat

    18 metre derinlikteydik.

    Görüş iyiydi, akıntı yoktu, hiçbir şey "yanlış" değildi. Öğrencim yanımda dalıyordu, dengesi düzgündü, nefesi düzenliydi. Bir sığ su alıştırmasını — maskeyi çıkar, tekrar tak, içindeki suyu boşalt — az önce, tam istenildiği gibi tamamlamıştı. Havuzda onlarca kez yapmıştı bu hareketi.

    Ve ben, o anda, hiçbir şeyden şüphelenmiyordum.

    Devamını oku
    Devamını oku
  3. · 3 dk okuma

    Eğitmen Yetiştirmek: Kitapların Anlatmadığı Gerçeklik

    Dalış eğitiminde belki de en kritik iş, eğitmen yetiştirmektir. Çünkü bir eğitmen yetiştirdiğinizde aslında tek bir insana dalış öğretmiş olmuyorsunuz — o insan gidip başka insanlar yetiştirecek.

    ÖnizleÖnizlemeyi kapat

    Dalış eğitiminde belki de en kritik iş, eğitmen yetiştirmektir. Çünkü bir eğitmen yetiştirdiğinizde aslında tek bir insana dalış öğretmiş olmuyorsunuz; o insan gidip başka insanlar yetiştirecek. Eğitmeni doğru yetiştiremezseniz, ortaya çıkan sonuç tek bir kişiyle sınırlı kalmaz — sistemin kendisi bir kısır döngüye girer. Yanlış yetişen eğitmen, yanlış yetişen dalıcılar üretir; onlar da bir gün başka birinin eğitmeni olur.

    Bugünün eğitmen yetiştirme sistemlerine baktığımızda, kısıtlı bir sürede, kısıtlı bir zamanda, belirli metriklere bağlı olarak eğitmen seçmek zorunda olduğumuzu görüyoruz. Bir insanın eğitmen olmaya uygun olup olmadığına çok kısa bir sürede karar vermek zorundayız. Ve bu değerlendirme neredeyse tamamen teknik beceri ve ölçülebilir performans üzerine kurulu.

    Nasıl mı? Eğitmen adayından farklı seviyelerde beceri demonstrasyonu isteriz. Sonra öğrenci rolünü oynayan bir başka aday kasıtlı olarak büyük hatalar yapar, eğitmen rolündeki kişi bu hataları fark edip düzeltmesi beklenir. Bunlar gerekli şeyler — bunu ortadan kaldıralım demiyorum. Ama tek başına yeterli mi? Bunu hepimizin sorgulaması gerekiyor.

    Devamını oku
    Devamını oku
  4. · 5 dk okuma

    Hayırsızada'nın Sessizliği

    Sabah tekne kalabalıktı. Sıradan bir gün değildi aslında — rüzgar vardı, deniz Marmara standartlarına göre bile o gün pek sakin sayılmazdı. Ama ben tekneye her bindiğimde, rota Sivriada'ya kırıldığı an, aynı şeyi yaşarım. Bir tür huzursuz saygı. Çünkü o ada, haritada göründüğünden çok daha ağır bir yer.

    ÖnizleÖnizlemeyi kapat

    Adı resmi olarak hâlâ Sivriada. Ama İstanbullular ona bir asırdır başka bir isimle seslenir: Hayırsızada. Uğursuz Ada. Bu ismi taşıyan bir yer için "sadece bir dalış noktası" demek mümkün değil. Suya girmeden önce, kalabalık güvertede kendime bir köşe bulup denize baktım, ekipmanımı kontrol ederken bile aklım hep oradaydı — 1910 yazında, orada gerçekten ne olduğunda.

    O yıl İstanbul'un sokakları köpek doluydu. Osmanlı başkentinde başıboş köpek popülasyonu yüzyıllardır şehrin bir parçasıydı; mahalleler kendi köpeklerine sahip çıkar, onları besler, bir tür şehir ekosistemi olarak kabul ederdi. Ama modernleşme rüzgârı bu manzarayı "medeni bir başkente yakışmayan" bir sorun olarak görmeye başlamıştı. Dönemin belediye yönetimi, batılı bir görünüm kaygısıyla, sokak köpeklerinden kurtulma kararı aldı. Katletmek yerine — ki bu bile o dönem tartışmalıydı — sürgün etmeyi seçtiler. Seksen bin köpek toplandı, kayıklara dolduruldu ve Marmara'nın ortasındaki bu çıplak, susuz, gölgesiz kayalık adaya bırakıldı.

    Ne bir damla tatlı su, ne bir ağaç, ne sığınacak bir kovuk. Sadece taş, güneş ve birbirlerinden başka hiçbir şeyleri olmayan seksen bin hayvan.

    Devamını oku
    Devamını oku